KİTAP: TRENDEKİ KIZ

 


Kitap: Trendeki Kız 

Yazar: Paula Hawkins

Tür: Psikolojik gerilim / Polisiye

Sayfa Sayısı: 360

   Rachel, her gün bindiği trenin penceresinden yol boyunca sıralanan evleri ve o evlerde yaşayan insanları seyretmektedir. Özellikle ilgisini çeken bir ev ve orada yaşayan, kendi gözünde oldukça mutlu bir çift vardır. Gerçek isimlerini bilmediği bu çifte Jess ve Jason adını vermiştir. Onların hayatlarını uzaktan izlerken kendi zihninde de bir hikâye oluşturur. Ancak bir gün genç kadının kaybolmasıyla Rachel, bu olayla ilgili bir şeyler yapabileceğini düşünür ve kendisini gizemli bir kayboluşun ortasında bulur.

   Kitabın çıkış noktası ilk bakışta ilgi çekici görünse de Rachel'ın trenden izlediği insanların hayatlarını bu derece içselleştirmesi ve ardından yaşanan olaylara dahil olması bana biraz zorlama geldi. Elbette romanlarda her şeyin günlük hayatta karşılaşabileceğimiz kadar olağan olması gerekmiyor. Ancak bir hikâyenin beni içine çekebilmesi için olayların kendi içinde inandırıcı bir zemine oturmasını bekliyorum. Bu kitapta o bağı kurmakta zorlandım.

   Paula Hawkins'in anlatımını da çok etkileyici bulduğumu söyleyemem. Akıcı bir dili var ancak ne edebî açıdan ne de karakterlerin derinliği bakımından beni özellikle etkileyen bir yönü olmadı. Hikâye farklı karakterlerin bakış açılarından ilerliyor. Bölümler boyunca merak uyandıran ayrıntılarla karşılaşıyoruz, tam bir şeyler açıklığa kavuşacakken anlatı başka bir noktaya taşınıyor. Fakat kitabın sonuna geldiğimde bu merakın karşılığını yeterince alamadığımı hissettim.

   Polisiye romanlarda ters köşeleri severim. Hatta hiç beklemediğim bir sonla karşılaşmak okumaktan aldığım keyfi artırabilir. Ancak benim için iyi bir ters köşe, yalnızca katilin tahmin edilemeyen biri çıkması değildir. Olay çözüldüğünde geriye dönüp baktığımda parçaların nasıl birleştiğini görebilmeyi de isterim. Trendeki Kız romanında ise şaşırtma çabasının kurgunun önüne geçtiğini düşündüm. Son kırk sayfaya yaklaştığımda katilin kim olabileceğini tahmin etmiştim ama bu tahminim olaylar arasında kurduğum güçlü bağlantılardan çok, hikâyenin beklenmedik bir yöne çevrileceğini düşünmemden kaynaklanıyordu.

   Bu kitap bana başka bir şeyi de düşündürdü: Acaba çok satan gerilim romanlarında belli bir kurgu formülü mü öne çıkıyor? Birden fazla karakterin gözünden anlatılan olaylar, bölümlerin sonunda bırakılan merak unsurları ve son sayfalarda gelen büyük sürprizler... Bunlar elbette bir romanı sürükleyici kılabilir. Ancak benim için yalnızca merak uyandırmak yeterli değil. O merakın sonunda ulaştığım sonucun da beni tatmin etmesini bekliyorum.

   Bir zamanlar daha çok yabancı polisiye romanları tercih ederken son zamanlarda yerli polisiyeyi daha fazla sevmeye başladığımı da fark ettim. Belki okudukça beklentilerim değişiyor, belki de karakterlerini ve dünyasını daha yakın bulduğum hikâyeler bana daha çok hitap ediyor.

   Trendeki Kız romanının bir de sinema uyarlaması var. Filmin ilk on on beş dakikasını izledim ancak açıkçası o da beni içine çekmeyi başaramadı. Belki başka bir zaman tamamlarım.

   Sonuç olarak Trendeki Kız, çok konuşulmuş ve geniş bir okur kitlesine ulaşmış olsa da benim için beklentilerimi karşılayan bir roman olmadı. Ne karakterleriyle güçlü bir bağ kurabildim ne de olay örgüsünde aradığım inceliği bulabildim. Kitap boyunca oluşturulan gizem, son sayfayı çevirdiğimde yerini hayranlığa ya da tatmin duygusuna bırakmadı.

   Sanırım polisiye romanlarda beni asıl etkileyen şey, yalnızca şaşırmak değil; o şaşkınlığın ardındaki zekice kurulmuş bağlantıları görebilmek.

Yorumlar

SEVİLENLER 🌸

ALİZE PUFFY BEBEK BATTANİYESİ

SANA KEK YAPTIM

DOĞUM GÜNÜ

DOĞUM GÜNÜ